“Yine İlgilen Ama Hobi Olarak…”

Gelenekçi din algısı, din kavramını yaşamın tümünü açıklayan sonsuz kapsayıcılıkta bir öğreti veya bütün kuralların üzerinde bir hukuk ilkesi olarak değil, parçayı açıklayan ve bütünü bireysel deneyime ve bilgi birikimine bırakan bir özel ilgi alanı durumuna düşürmüş. Yaşamın her alanında yaşanan ahlaki çıkmazları veya geniş gri alanları gelenek dinlerinin bilenlerine (örneğin “hoca”lara) sorduğumuzda aldığımız –veya aslında alamadığımız– yanıtlar bu yitikliği göz önüne seriyor. Okumaya devam et

“Hediye Vermek Sünnet mi?”

Önümüz yılbaşı ve “dinimizi” öğrenmek için Kuran’ı eline alıp adam gibi okumak dışında her yola inatla başvuranlar yine din satıcısı münafıklara soracaklar, bilirkişilerden fetva isteyecekler, internet forumlarında bol sloganlı çekişmelere dalacaklar. Ben yılbaşı fetvası vermeyeceğim konusunda görüş bildirmeyeceğim. Bir görüşüm olmadığından değil, üzerinde durulmayan başka bir konuya dikkat çekmek istediğimden. Takip ediyorsanız farkına varmışsınızdır, dikkatlerden kaçan veya az konuşulan ama önemli olduğunu düşündüğüm konularda yazmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Yılbaşı vesilesiyle doğum günü, X günü, Y günü… diye git gide uzayan lanet bir özel günler listesiyle birlikte yaşayan ve bu günlerde birilerine bir nesne vermek zorunda olduğunu hisseden bir kalabalığın aklına gelebilecek bir soruyu yanıtlamak veya aklına hiç gelmemiş bir soruyu aklına sokmak istiyorum. Okumaya devam et

“Dinle ilgilenmiyorum”

Bir haber sitesinde, din satıcısı münafık bir politikacının yolsuzluğuyla ilgili bir haberin altında şöyle bir yorum vardı: “Müslüman olsaydım yakasına yapışırdım.” Yorum yazan şaşkının bu cümleyi kurabilmesini sağlayan olgu, din ile ahlakın arasının ayrılmasıdır. Yorum yazan şaşkın, herkesin bildirdiği bağlılıktan, ettiği yeminden, verdiği sözden yalnızca “dindaşlarına” değil, bütün topluma karşı sorumlu olduğunun ayırdında değil. Büyük olasılıkla insanları “bir dini olanlar” ve “olmayanlar” diye ikiye ayırıyor. “Dini olanlar” yalnızca birbirlerine karşı sorumlular, öyle mi? Peki, “dinsizler” kime karşı sorumlu? Dinsizlerin inanmasalar bile dini bilmek gibi bir sorumlulukları yok mu? İçinde bulundukları toplumun tarihini, kültürünü, sanatını bilmek gibi bir sorumlukları var da, dinini bilmek isteğe mi bağlı? Sahi, Türkçe, Matematik, Fen, Tarih, Coğrafya gibi derslerin zorunlu olmasına ses eden yok ama din dersinin seçmeli olması için yaygara kopuyor, öyle değil mi?

“Dinle ilgilenmemek” bir seçenek mi? Okumaya devam et

Kuran’daki Dualar ve Konuşmalar Simgeseldir

Bekleme odasındaki su sebilinden su almıştım. Yanımdaki sehpada boş kullan-at plastik bardağı gören sekreter çöpe atmak için davrandı. “Atmayın, kullanıyorum” deyince alaycı bir gülüşle “Yenisini alırsınız?” dedi. Kullan-at bardağı iki kez kullanma fikri gözüne gereksiz göründü. Sekreter benim yaşlarımda, okumuş, aklı başında biri. Plastik bardakların sonsuz bir kaynaktan geldiğini düşünüyor olamaz. Sorsam, plastik bardakların değil, hiçbir tüketim nesnesinin sınırsız bir kaynaktan geldiğine inanmadığını ve çöpleri için de sonsuz depolama olanağı olmadığını söyleyeceğine eminim. Davranışı ile inandığını sandığı şey arasındaki çelişkinin ayırdında olmadığına, yani bu yanıtı içtenlikle vereceğine eminim. Peki, bu davranışını nasıl açıklarız? Plastik bardakların ve çöp alanının sonsuz olduğuna inansaydı yine aynı umursamaz davranışı gösterecekti. Öyleyse bir karar vermeliyiz: Sekreterin ağzıyla söylediğini göz ardı edip sonsuz plastik bardağın varlığına inandığını kabul etmek zorundayız.

Benim anladığım, Kuran’a göre sekreter buna inanıyor. Okumaya devam et

Eleştirel Düşün

Yalnızca Kuran ilkesinin özü hangi kitaplardan yararlanılacağı (veya yararlanılmayacağı) konusunda körü körüne bir diretme değildir, olmamalıdır. Yıkıcı olan nedir, biliyor musunuz? Yıkıcı olan bir anlatıyı sorgulamaksızın, sınamaksızın okumaktır. “Soru sormak bilmenin yarısıdır.” Bu bilge özdeyişi Peygamber’e yakıştıranlar, bir anlatıyı soru sorarak okumanın ne demek olduğunu bilmiyorlar. Sünnet, siyer, fıkıh gibi kaynakları okumak ve bunlardan yararlanmaya çalışmak değil sorun olan. Sorun olan bunları ezberlemek, yutmak ve birer bütün olarak ezberi aktarmak. Buna nakilcilik de deniyor. Yani hiç bir yeni düşünce üretmemek. Oysa düşünce üretimi insan olmanın nedeni ve sonucudur ve düşünce üretmeyenler evrimsel süreçte yok olurlar. Hayvanın hayatta kalması fizyolojik yetilerine bağlıyken, insanın hayata kalması düşünsel ve ahlaki yetileriyle ilgilidir. Okumaya devam et

“Gayba İnanmak”

-I-

Doğayı gözleyip onu yöneten (veya onun içine gömülü olan veya onu var eden, nasıl ifade ederseniz edin) yasaları keşfetme süreci kökten kusurludur. Kusurlu demek, yanlış veya gereksiz olduğu anlamına kesinlikle gelmiyor. Kusursuz veya tam olmaktan uzak olduğu anlamına geliyor. Bilimsel yöntem kısaca şöyle işler: Okumaya devam et

Kitap Eleştirisi: Deizm (Tanrı’dan Başka İnsanüstü Tanımayan İnanç)

Bu kitap Öztürk’ün benim “düş kırıklığı dönemi” dediğim son birkaç yıllık döneminde yayınlandı. Düş kırıklığı, çünkü çağrısının karşılık bulmadığını görerek kendi sorularına yeni yanıtlar aradı. Kimi zevzek Öztürk’ün giderayak deist (Yaradancı) olduğunu, birkaç yıl daha yaşasa idi ateist olacağını ve doğru yolu bulacağını şakayla karışık söyleyerek sözümona adamı gözden düşürmeye çalışıyor. İşte size gelenekçi yobazlarla tanrıtanımazların bir ortak yönü daha: YNÖ çekemezliği. Öztürk, kendisini okumadan ileri geri görüş bildirenlerin öne sürdükleri gibi Yaradancılığa çağırmıyor. Ancak bunu Müslüman olamayan veya Kuran’ın ışığından pay alamayanlar için, dinsel sömürüden korunulabilecek bir güvenli mevzi olarak öneriyor. Okumaya devam et