Din Nedir – 1: Dinin Tanımı

Bu yazımı Dinden Boşalan Yer…  ve Hobi Olarak…  yazılarıyla birlikte okumanızı tavsiye ederim. Bu yazı aynı zamanda Eş Koşma Örnekleri yazısının devamıdır. Okumaya devam et

Reklamlar

Eşkoşma Örnekleri

Şirk, Allah’tan başkasına tapma, Allah’a ortak koşma, Tanrı’ya eş koşma, sahte tanrılar edinme, çoktanrıcılık… Bunların hepsi de sık duyduğumuz ve aynı anlama gelen adlar. Kuran’ın ve bütün Tanrı elçilerinin mesajının tek cümlelik özeti, insanların eşkoşmaktan vazgeçmesinin öğütlenmesidir. Kuran’a göre toplumların /uygarlıkların yok edilme nedeni de eş koşmalarıdır. Öyleyse buna “önemli bir konu” demek bile haksızlık olur. “Kuran’ın onda dokuzu eş koşmaktan sakınmaktır” desek herhalde yeridir. O zaman Müslüman olsun, olmasın Kuran’ı yorumlayanların her şeyden çok bu konuya yoğunlaştıklarını görmemiz gerekir, öyle değil mi? Ama görmüyoruz.

Gördüğümüz popüler örnekler de ne yazık ki konunun özünü yakalamakta başarılı değiller. Sonia Cihangir, Kuran’ı anlama konusunda içtenlikli çabaları olduğunu düşündüğüm ve izlediğim biri. Kendisi nedense yazmayı değil, kürsüden anlatmayı yeğliyor. Son videolarından birinde eşkoşmayı konu etmiş. Gelenekçi yorumcuların hatasını yinelemiş; olayı somutlaştırmamış. Bunun üzerine konunun nasıl anlatılması gerektiğinin bir denemesini yapmaya karar verdim. Okumaya devam et

Kuran Nasıl Okunur veya Kuran Kendini Nasıl Okutur – Bir Deneme Daha

“Kuran’da şu yazıyor, bu anlatılıyor” gibisinden yazı /kitap yazmanın, yorum yapmanın kendine özgür bir niteliği var. Bu nitelik, anlatılan şeyin Kuran’ı zaten okuyor olmayanlarca neredeyse anlaşılmaması. Bu gerçekten tuhaf ve özgün bir kitap. Ve fakat kendini her türlü iftiradan, lekeden, çelişkiden koruyabilen bir kitap. Yalnızca yanına varıp “Anlat bana!” demeniz gerekiyor. Okumaya devam et

Tavsiye Ettiğim Kitaplar (veya Ne Kitaplar Sevdim Zaten Yoktular)

Faiz ve banka konusunda yazdığım yazıyı okuyanlardan veya banka düzeni karşısında takınmamız gereken tutumu tartıştıklarımdan hep benzer tepkiler alıyorum. Faizsiz bir düzen düşleyemiyorlar. Düşleyemedikleri için doğal olarak yaptığım çıkarımları, verdiğim yargıları kabullenemiyorlar. İçine doğduğumuz ve içinden hiç çıkmadığımız ortamların varlığı bizi farklı bir ortamı düşlemekten alıkoyuyor. Suyun dışını kafasında canlandıramayan balıklar gibiyiz bir anlamda. Ancak belli bir tarih ve toplum bilgisine eriştikten sonra anlayabiliyoruz bundan başka yaşam biçimlerinin de var olduğunu. Kuran’ı da ancak bu ufuk genişliğimiz ölçüsünde anlayabiliyoruz. Okumaya devam et

Müslüman Doğmayanın Suçu Ne?

“Müslüman ülkede doğmayanların suçu ne? Müslüman olmayanlar cennete girecekler mi? Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi?…” Bu ve benzerleri aslında aynı soru. Anlamı bilerek veya bilmeyerek perdelenen sözcüklerin varlığı, bu tür sorulara kimseyi tatmin etmeyen yanıtlar verilmesine ortam sağlıyor. Örneğin Kuran’daki Arapça din sözcüğü ile Türkçedeki din sözcüğünün bambaşka anlamlara sahip olduğundan habersiz kişiler bu soruyu yanlış yanıtlamak zorundalar. Kuran’ı yetersiz bulup sözde hadisişeriflere bakanlar zaten hepten kayboldular… Doğru yanıtın özeti aşağıda. Okumaya devam et

Kuran Müslümanı’nın Asgari Donanımı (Okuryazar Olmayandan Kuran Bağlısı Olur mu?)

Sık yaşadığım bir durum: Kuran’ı yorumlayan bir yazar veya konuşmacı, çalışma alanındaki yetkinliğiyle yaptığı çıkarımların yanına bilimle veya kültürle veya öteki dinlerle ilgili öyle bir yanılgı ekliyor ki “çok yazık!” demekten kendimi alamıyorum. Veya nitelikli ürününü öyle kötü bir dil ambalajına sarıyor ki sıradan bir okurun kullanıp yararlanması olanaksız. Veya öyle can alıcı saptamalarda bulunuyor ki, kitabın kaynakçasını açıp baktığımda Avrupa dillerinde tek bir kaynak göremeyince “Bir de yabancı dil bilseydi kim bilir nasıl bir kitap olacaktı!” diye hayıflanıyorum. Veya toplumun var olmasını sağlayan fizik ve matematik yasalarından habersiz olduğu için iyi öğrendiği kuramı uygulamaya çevirmeye çalışırken olmadık potlar kırıyor. Okumaya devam et

Arapça Sözcük Denkliği ve Anlam Kıyımı

Kuran’la ilk tanışmamız ne ‘hoca’da olur, ne camide, ne de ‘Kuran Kursu’nda. Bunların Kuran’la ilgileri yoktur. Kuran’la ilk tanışmamız onun çevirisiyle (veya mealiyle) olur. Kimi okur, çelişkiler bulur, vazgeçer. Kimisi de terimlerle dolu olduğu için anlaşılmaz bulur. Kuran’ın bütününü veya bir parçasını çevirenlere veya onun üzerine yorum yapanlara anlatmakta zorlandığım bir konu var:

Arapça kökenli Türkçe sözcüklerin anlamları, Arapça orijinallerine denk değildir! Okumaya devam et