“Kurancılık Akımı” Nereye Varacak?

Kurancılık, “Kuran’a Sünnet’i eklemenin yanlış olduğu mesajı” olarak özetleniyorsa bu –her kimseler– Kurancıların başarısızlığıdır. Çünkü Yalnızca Kuran düşüncesi ancak ve ancak Kuran’a hiç bir şeyin eklenemeyeceği mesajını iletebilirse başarılı olabilir. E. Yüksel başta olmak üzere çoğulcu, hoşgörülü, barışsever, eşitlikçi, tarihselci İslam sürümleri yayınlamaya çalışanların “reformculuğunu” eleştirirken de bunu söylüyorum. Çünkü onlar Kuran’a şu kitabı değil, öbür kitabı ekliyorlar. Varılan yer yine aynı. Caner Taslaman ve arkadaşlarının yazdıklarını düşündüğüm “Uydurulan Din Kuran’daki Din” kitabını ilk çıktığında pek çok kişiye tavsiye etmiştim. Yavaş yavaş fark ettim ki bu ve benzeri yayınlar Kuran’ın çok önemli bir yanını, toplumsallığını atlıyor. Bu açığı kapatan kılavuz benzeri özlü bir kitaba rastlamadım ama bu mesajın verilmemesi bize çok pahalıya patlayacak. Kuran’a kişisel gelişim kitabı muamelesi yapanların “Kurancı İslam” mesajı verdikleri gibi çok yanlış bir algı oluşuyor. Oysa bunlar Kuran’a tıpkı hadis gibi, onun tersini öğreten, onla çelişen şeyleri ekleyerek ondan eksiltiyor, onun mesajını gideriyor, onu etkisiz elemana çeviriyorlar. Bilerek veya bilmeyerek; sonuç değişmiyor.

Hadisçi, sözgelimi Kuran’da zinanın cezasını açıkça görüyor. Ama Kuran’a eş koştuğu kitaplarda başka cezalar gördüğü için Kuran’ın cezası yerine onu uyguluyor. Kuran’a uymamış oluyor. Kurancı olarak bilinen kişi, Kuran’da zinanın cezasını açıkça görüyor. Ama Kuran’a eş koştuğu kitaplarda zina özgürlüğü gördüğü için Kuran’ın cezası yerine onu uyguluyor. Kuran’a uymamış oluyor. İkisi de Kuran’a uymamak konusunda uzlaşıyorlar! Durun, kavga etmeyin, siz kardeşsiniz!

Kurancılar, “Kuran’a eklediğimiz kitaplar bunlardır” diye açıkça ellerinde ciltler göstermedikleri için tanıyı böyle koyan, hakkını vererek eleştiren pek çıkmıyor. “Kurancı” adıyla anılması için bir yorumcunun Kuran’a herhangi bir doğrular kümesini kesinlikle güvenilir ve sorgulanamaz bir kaynak olarak eklememesi gerekiyor. Eleştirilemez davranışların yalnızca Tanrı’ya ait olması gibi, güvenilirliğinden kuşku duyulamaz doğruların yalnızca Tanrı’nın elçilerinden geliyor olması gerekir. Mesaja bir şey eklemenin çekiciliğine düşersek, eklediğimiz şey ne olursa olsun sonuç yanılgı ve hüsran olacaktır:

Hadis Kitabı Eklenirse

Kuran+Hadisçi: “Onca ayete rağmen hadis diye, Sünnet diye bir kaynağın var olduğuna inandık. Hangisinin sahih, hangisinin uydurma olduğu konusunda uzlaşamadık ama Kuran’a bunların ekleneceği konusunda uzlaştık.”

Çoğulculuk Kitabı Eklenirse

Kurancı: “Onca ayete rağmen biz Kurancılar zinacıya kırbaç vurup vurmayacağımız konusunda uzlaşamadık, zaten zinanın serbest olması gerektiğine inananlar da var, en iyisi gelin zinayı serbest bırakmakta uzlaşalım.”

Hümanizm Kitabı Eklenirse

Kurancı: “Onca Kuran ayetine rağmen, üstelik Tevrat gözümüzün önündeyken Tevrat’ın bozulduğu konusunda anlaşamadık. En iyisi gel, bütün dinlerin eşit derecede doğru oldukları konusunda anlaşalım.”

Feminizm Kitabı Eklenirse

Kurancı: “Yüzlerce ayete, açıklamaya, örneğe rağmen Kuran’da kadınla erkeğin eşit tutulduğunu kanıtlayamadık. En iyisi feministler ne diyorsa onu yapalım, zaten onlar eşitliği hepimizden iyi biliyorlar.”

Barışseverlik /Anti-militarizm Kitabı Eklenirse

Kurancı: “Apaçık savaşmayı buyuran ayetlerin kimle, ne için savaşmamızı istediği konusunda uzlaşmak işimize gelmedi, gelin en iyisi savaş buyruğunu yok saymak konusunda uzlaşalım.”

Seküler Demokratik Kapitalizm Kitabı Eklenirse

Kurancı: “Altı yüz sayfa boyunca Allah’ın sistemini kurmayanların helak olduğu anlatıladursun, birbiriyle çeliştiğini düşündüğümüz ayetler konusunda uzlaşamadık, onun için yalnızca “dinde zorlama yoktur” olanı üzerinde uzlaşmış gibi yapalım ve sekülerliği Kuran’a ekleyelim.”

Özgürlükçülük Kitabı Eklenirse

Kurancı: “Kuran’ın ne olduğu konusunda uzlaşamadık ama Kuran o kadar güzel bir kitap ki uzlaşmamız da gerekmiyor. Herkes dilediğine inanmakta özgürdür. Ben Kuran’ın bir kişisel gelişim kitabı olduğuna inanıyorum, bundan başka inançların Kuran’a uygun olmadığına inanıyorum. Faizin yasak olduğuna inanabiliriz ama bu yasağı içimizde yaşamamız ve dışarıya yansıtmamamız, böylece özgür olmamız gerekiyor.”

Bireycilik Kitabı Eklenirse

Kurancı: “Yukarıdakiler gibi, hiçbir şeyde uzlaşamadığımız için Kuran’ın benliğimizde ve tapınakta, “bireysel planda” yaşanması konusunda uzlaştık. Kuran bağlılarının bir sivil toplum girişimi, bir cemaat veya bir komün kurmalarına izin verilmemesi konusunda uzlaştık. Kuran’a aykırı olması koşuluyla herhangi bir yasayı toplum yasası yapmak konusunda uzlaştık.”

 

Şimdi kendinizi Kuran’ın öğretisine, İslam’a düşman, iyiliğe düşman, egemen olmaya çalışan Batılı yöneticilerin veya herhangi bir kötü adamın yerine koyun ve biraz düşünün. Böyle bir ortamda Kurancıları mı desteklersiniz, hadisçileri mi?

Yazar: gerceginkitabi

gerceginkitabi.wordpress.com elestireldusun.wordpress.com

11 yorum

  1. “Kuran’ın çok önemli bir yanını, toplumsallığını atlıyor”.Bu cümleyi anlamadım.Kuran”ın toplumsallığı ne demek.

    1. Kuran, bilen bir toplum için ayetleri Ayrıntılı Açıklanan, çok kolay anlaşılacak bir kitaptır.

      Musa ile Firavun’un haberlerinden bir bölümünü inanan bir toplum için sana gerçek olarak okuyacağız.

      Allah, bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.

      Sizin için yeryüzünde yaratıp çoğalttıklarının renkleri de türlü türlüdür. Aslında işte bunda öğüt alan bir toplum için kesinlikle bir gösterge vardır.

      Kesin bilgiyle inanan bir toplum için, Allah’tan daha güzel yargı veren kimdir?

      Bilen bir toplum için, ayrıntılı olarak ayetleri açıklıyoruz.

      Ve onlar haksızlığa uğradıklarında yardımlaşarak üstün gelirler.

      Aslında Allah kenetlenmiş düzenli sıralar biçiminde, sağlam bir yapı gibi, kendi yolunda çarpışanları sever.

      vb…

        1. Kuran birey olarak değil toplum olarak yaşanabilen ve buyrukları da topluma yönelik olan bir Kitap’tır.

  2. Selim Bey merhaba,

    Sözü yormadan, eğip bükmeden, hiçbir art niyet taşımadan sormak istiyorum; Kur’an’la en azından benden çok daha hemhâl olmuş birine…

    1500 yıl önceki topluma indirilen kuralların / ahkamın / hukukun / yasanın bugün için de noktasına virgülüne kadar değişmeden, aynı şekilde uygulanabileceğine ve bunun adaletli bir yaklaşım olacağına gerçekten inanıyor musunuz?..

    Bildiğim kadarıyla Kur’an’daki nice hüküm – hüküm doğru kelime mi bilemedim şimdi- inanan o günkü toplumun sorunları, açmazları, yanlışları ve sordukları sorular için açıklanmış. ‘Sana … konudan soruyorlar’ gibi. Ya da ‘zıhâr’ gibi… O günkü toplumun kıyamete kadar gelecek tüm toplumların sorunlarını yaşadığı ve önceden bildiği ve sorduğu ve böylece Kuran’da tastamam açıklandığına nasıl ikna olabilirsiniz?

    Kuran erkek cinsiyetçiliğiyle dopdolu bir kitap. Çünkü indiği toplum / coğrafya öyle. O coğrafya maalesef bugün de öyle… ‘Kadınlara dokunduğunuz zaman’ diyor mesela; birlikte olduğunuz zaman demiyor. Kadının dikbaşlılığında, geçimsizliğinde onca şey söylüyor, sonra meşhur dayak. Ama erkeğin dikbaşlılığında ise kadına itaati tavsiye ediyor, uysallığı… Söyler misiniz erkekte doğru olan bir şeyi, size kadın da yanlış gösteren nedir? Sadece kadın erkek ilişkileri bağlamında değil mesela; ekonomi de bir zekat, bir riba var sanırım… Siyasette ise sadece sınırları pek de çizilmemiş bir şura.. Şimdi dini anladığım kadarıyla hayatın bütünü olarak görüyorsunuz. Nasıl din / bugünkü hayat, mesela peygamberin eşleriyle olan ilişkilerinden bahseden ayetlerle kuşatılabilir?.. Bir kez daha söyleyeyim ki, amacım kimseyi yaralamak değil.

    O günkü toplumun yaşayışı ve örfüne göre kız çocuklarına verilen miras payını, bugün kız evlatlarımıza versek, çocuklarımız arasında adaletle hükmetmiş mi olacağız şimdi?. Ya da o günkü toplumun çok eşliliği hoş görmeyen bir yapısı olsaydı -antropolojiyle geçiştirmeyin lütfen- şimdi bugün çok eşliliğin yol açtığı hatalardan bahsediyor olmayacak mıydınız?.. Benim kıt aklımla gördüğüm ya da sezer gibi olduğum; yani aslolan yani olması gereken şey adalettir, yasanın mutlaklığı değil… ”Çünkü Allah adildir” der Kuran. Şimdi siz ‘ama bu Kuran’ı çöpe atmak’ dersiniz.

    Kur’an’da farklı toplumlar için farklı şeriatler görüyoruz, ya da farklı yasaklar; başka bir toplumda görmediğimiz. Bu bile toplumların kendilerine ait yapıları olduğunu ve hükümlerin, adaleti tesis etmek için ona göre indirildiğini göstermiyor mu sizce? Eğer peygamber bugün aramızda olsaydı yine aynı Kuran’ın indirileceğini mi düşünüyorsunuz?

    Sonra hadisler hakkında sormak istediğim; Kuran’da da aklın alamayacağı nice ayetler var. Eğer onlar Kuran’da değil de, hadislerde olsaydı; onları da bir çırpı da reddetmeyecek miydiniz? Demek ki hadisleri reddetme ölçünüz akıl değil…

    Eğer hadisleri peygamberden sonraki uzun yıllardan sonra oluşturulmuş rivayet zincirlerinden dolayı reddetiyorsanız; o zaman neden ayın sebep / usul / yöntem ile Kur’an’ı da reddetmiyorsunuz?.. O da peygamberden sonra oluşturulmuş rivayetler değil mi? Orda burda yazılmış, bölük pörçük yazılar, pasajlar, şahitler ve zihinlerde kalanlar. İyi ama ikisi de aynı şekilde gelmiyor mu? Üstelik hepsinin de ilk kaynağı aynı raviler değil mi?..

    Kuran’la kaç yılınız geçti Selim Bey? Ve sayfalar dolusu pdfler yazıyorsunuz. Peki Kuran’ın kalbine indirildiği peygamberin o ayetleri hiç mi hiç yorumlamadığına, insanlara açıklamadığına nasıl inanabilirsiniz?

    Hadislerin yahudi ve hıristiyan kökenleri… Pekala, geçenlerde nerde okumuştum hatırlayamadım şimdi; sanırım Mircae Eliade’deydi. Nice ilkel toplumda ‘kadınların sadece erkeklerin tarlaları’ olarak görüldüğünü yazmıştı. Şimdi bu ayetin kökenine ne diyeceğiz? Sümerlilerden bile eski bak. Bence bunlar çıkmaz sokak. Bak ben de antropolojiyle geçiştirdim şimdi.

    Bana öyle geliyor ki; ademoğlu kendi putunu kendi yapar. Önce putuna iman eder, sonra aklıyla imanını gerekçelendirmeye, haklılığını ispatlamaya çalışır. Ve iş buraya geldiği zaman yani akıl-inanç meselesine. İşte o zaman Yahudiler seçilmiş halktır, İsa Tanrı’nın oğludur. Mekkeli müşriklerde kendi gelenek ve yasalarına bağlı bir topluluktur. Tıpkı sizin Kuran çalışıp da yasaya sıkı sıkı bağlanmak istemeniz gibi.

    Yüzyıllardır tekrarlanan ibadetlerin / ritüellerin / duaların bizi bugün açmazlarımızdan kurtaracağına inanmıyorsunuz -ki bence de öyle- o zaman nasıl olur da yüzyıllar önce yazılan kutsal diye nitelendirilen kitapların, peygamberlerin, azizlerin, bilgelerin bizi kurtaracağına, hakikati, gerçeği göstereceğine inanıyorsunuz? Neyse ademoğlu önce putunu kendi yapar, sonra tapmak için. Akıl itaatkar bir köledir, putumuzu koruyan…

    Çok uzun oldu. Beni bağışlayın. Bu satırların yazarı Kuran ve peygamber ve Tanrı hakkında şüpheleri olan bir sosyalisttir. Umarım bu kıt akıllı sosyalist pek de bilmediği konularda ukalalık edip kimseyi yaralamamıştır.

    İyi günler dilerim.

    1. Eğip bükmeden, art niyet veya gizli bir hesap olmadan yanıtlayayım. Yanlış Sorular bölümüne bu soruyu koyma fikrini verdiğiniz için teşekkür ederim.

      1500 yıl önceki yasanın bugün geçerli olmayacağını neye dayanarak söylüyoruz? 1500 yıl önceki dokuma tekniğinden veya tarla sulama yönteminden değil, ahlaktan konuşuyoruz. Ahlakın da dokuma tekniğiyle veya tarla sulama veya inşaat yapma tekniğiyle birlikte değişmesi gerektiği sonucuna nasıl vardık? Kitap size bazı şeylerin hiç değişmeyeceğinin işaretlerini altı yüz sayfa boyunca verirken böyle bir iddiada bulunmak için çok sağlam dayanaklarımızın olması gerekmez mi? Böyle bir iddiayla gelindiğinde bunu enine boyuna tartışmamız ve bu tartışmanın çıktısını toplumun her katmanına mal etmemiz gerekmez mi?

      Birincisi, yaklaşık on yıldır akıl erdirebildiğim kadarıyla bu iddianın herhangi bir dayanağı yok. Evrimin varlığının farkına varmış olan kişiler bunun ahlaki alana da uzandığını ima ediyorlar. Yani Homo Erektus’tan Sapiens’e evrildik, yirmilik dişlerimizi yitirdik, erkeklerin meme uçları işlevini yitirdi, safra kesesi artık gereksiz vb. fizyolojik gerçekleri (veya hipotezleri) “artık canileri idam etmemiz gerekmiyor, zinacıyı kırbaçlamamız yanlış, faiz artık serbest olmalı” biçiminde devam ettiriyorlar. Oysa bunu öne sürebilecek bir delilimiz yok.

      İkincisi, bu delillerin sunulduğunu varsaysak bile tartışılmadı. Yani toplumsal bir diyalog olmadı ki eski doğrulardan vazgeçip yeni doğrularda uzlaşalım. Yazılarımda kısaca değindim, sekülerlik uzlaşmayla gelen bir fikir/düzen değildir. Eski doğruların yenilenmemiş olmasından, eski ilkelere dayalı içtihatların üretilmemeye başlamış olmasından kaynaklanan boşluğu birileri (egemen azınlıklar) doldurdular ve “bu yeni yasamızdır” dediler. Tartışılmadı, uzlaşılmadı. Her şey eskisi gibi dogmatik olmayı sürdürüyor. Öyle ki, artık kendini dindar bilenler bile seküler yeni dünyanın (Novus Ordo Seclorum) kavramları ve terimleriyle haklılık bildirmeye çalışıyor. Bunu daha iyi anlatabilmek için modern zamanın düşüncesinin bilimsel olmadığını, tıpkı eskisi gibi “hurafelerle” dolu olduğunu anlatan bir yazı yazmaya çalışıyorum ama çok yorucu oluyor ve çok zaman alıyor. Çünkü gerçekten içinden çıkamıyorum, örümcek ağı gibi bütün konular birbirine girmiş durumda. Ve farklı kavram ve terimler kullanmam gerekli. Sözgelimi “basının güvenilir olduğu hurafesi” deyince bu ifade anlaşılıyor mu emin olamıyorum. Çünkü bu terimlerle konuşmuyor hiç kimse.

      Kuran’ın cinsiyetçi bir kitap olduğunu aylar önce yazmıştım zaten. Soru şu: Cinsiyetçiliğin kategorik olarak kötü bir şey olduğuna, yani cinsiyetçi olan her şeyin kesin kötü olduğuna ne zaman, nasıl karar verdik? Bunu düşünün demiştim. Düşündünüz mü? Bakın tartışma yok diyorum, şurada birbiriyle haberleşip yazışan üç beş kişiyiz, biz bile tartışmadık. Peki nasıl olacak? Feminizmnedir.com, kirmizihap.org gibi sitelerde, Batılı pek çok anti-feminist sitede cinsiyetçiliğin sandığınız şey olmadığını gösteren pek çok sav bulunuyor, hiç incelediniz mi? Benzer sınamayı ırkçılık karşıtlığı ve eşcinsel hakları için de yapabiliriz. Bunlar tartışılmış ve yeni bir uzlaşamaya varılmış konular değildir. Modern insan tarihte hiç denenmemiş şeyleri deniyor, kendini kobay olarak kullanıyor. Tuvaleti oturarak yapan hiç bir kuşak yaşamadı şimdiye dek, düşünebiliyor musunuz? Kendi üzerinde bu kadar dikkatsiz deneyler yapmak akıl ve bilimsellik işareti mi sizce? Eski doğruların yerini alan yeni doğrular tıpkı eskiden olduğu gibi, para ve güçle yerlerine oturtuldular. Basın, şirketler, üniversite ve hükümetler neyin doğru neyin yanlış olduğunu tepeden indirdiler. Şimdi bunların eskinin rahiplerinden ne farkları var, bunu hiç masaya yatırdınız mı?

      Kuran’ı çöpe atmak suçlaması yalnızca Müslüman olma iddiasındaki toplum için. Öyle bir iddiası olmayan toplum Kuran’ı eline almamıştır ki çöpe atsın. Müslüman olmanın bir bedeli var. O bedeli ödemeden ödülünü talep etmek içtenliğe sığmıyor. Bu temel yasa Müslüman olsun olmasın herkes için geçerli değil mi zaten? Yaşamda her türlü bilgelik ve aydınlanma bir bedel karşılığında geliyor. O bedeli ödemeye yanaşmayan toplumların “biz olduk, eskiyi aştık” demeleri adil midir? Bakın yine yukarıda söylediklerime, araştırmaya ve tartışmaya geliyorum. Antropolojinin bulgularını konuyu geçiştirmek için kullanmıyorum. Önce kendim anlamak için tırmalıyorum. Anladığımı düşündüğüm konuları da paylaşıyorum. Bana veya çevreme bir iyilik ulaşabilir mi acaba diye arıyorum. Müslüman olma talibiyim ve bedel ödemem gerektiğini düşünüyorum.

      Hadisler konusunda yazmadıklarımı Kitabımukaddes’i inceleyeceğim bir yazıya erteledim. Kitabımukaddes’e baktığımda onda yararlanılabilecek bir öz olduğunu düşünüyorum. Hatta kimi Hindu kitaplarına veya başka şeylere baktığımda (çeviriler ne kadar doğru bilemiyorum) onlarda da yararlı olabilecek, esin verebilecek bölümler olabileceğini görüyorum. Hadislere de böyle bakılabilir ama bu, her eski metinde ille yararlı bir şey olacak anlamına gelmiyor. Hadislerin durumunu epey kötü görüyorum çünkü Kuran’ı bilsek de bilmesek de bize ışık olacak pek bir malzeme yok onlarda. Hadisle ilgili öbür sorunuzun yanıtını Yalnızca Kuran yazımda vermiştim.

      Pdf’lerin sayfa sayısının çok olması sizi okumaktan alıkoyuyor anladığım kadarıyla, bu konuda size yardımcı olamayacağım. Uzunluk nedeniyle kaybettiğim tek okur değilsiniz. Buna rağmen okurlardan gelen eleştiriler “abi şurayı anlamadık çok çabuk geçmişsin” biçiminde oluyor. En kısa yazmaya çalışıyorum ama demek ki aslında daha da uzun olması gerekiyor?

      Kuran’ın kadın için kullandığı sözcük hars. Bildiğim kadarıyla ekin (kültür) anlamına geliyor. “Kadınlar kültürünüzdür” diye çevrilse pek bir sevimli olacaktı sanıyorum. Ayrıca “yalnızca ekininizdir” demiyor, “ekininizdir” diyor. Eliade’yi okumadım. Siz kadının tarla olarak görülmesinin yanlış olduğu sonucuna nasıl vardınız? Veya Eliade bunu aktarırken neyi kastediyor? Veya eskiler bunu söylerken veya yazarken neyi kast ettiklerini biliyor muyuz? Söz bağlamında değer kazanır. Bin yıl sonra birileri topraktan plastik bir reklam afişi çıkarsa ve “kadının güçlendirilmesi” ifadesini görse bugünkü kadınların kansız veya çelimsiz olduğunu mu düşünürdü acaba? Veya ne bileyim, kadınların madende, inşaatta çalıştırıldığını, askere alındığını mı düşünürdü acaba? Savunu biçiminde gelen sözlerimiz bağlama göre biçimlenir ve vurgular çürütmek istediğimiz düşünceye göre yapılır. Kadına tarla derlerken belki kadının başka bir şey olduğu fikrini ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı, kim bilir? Yan çizmek için söylemiyorum, bakışımızı genişletelim diye söylüyorum. Verdiğiniz kadar bilgiyle bir çıkmaz sokak bulamıyorum ben.

      Yaptığınız put benzetmesini her şey için yapabilirsiniz. Ve bu şekilde hiççiliğe varırsınız. Batı çoktan vardı oraya, bilmem ne kadar farkındasınız. Her türlü gerçeğe put deyip geçebilirsiniz. Ama bir şey yazıp göndere basıyorsunuz, demek ki o put değil, demek ki o gerçek sizin için. Hastalanınca acile gidiyorsunuz ya, işte o anda bile bu dediğinizi yalanlamış ve gerçek bildiğiniz bir şeye yönelmiş oluyorsunuz. Demek ki bazı şeyler put olamaz. Acile koşuyorsanız onun put olduğunu asla düşünemezsiniz. O zaman dönüyoruz başa, benim putum neden put, seninki neden put değil, onu tartışmamız gerekir diyoruz. Bakın milyarlarca insanın karnı hiç olmadığı kadar kolay doyuyor. Geriye kalan zamanımızı bunları tartışmak yerine neden boş işlere harcıyoruz? Müslüman olmak ne kadar zor ve aynı zamanda ne kadar kolay, bilmem anlatabildim mi? Her gün ve her dakika bir daha asla yakalayamayacağımız trenler kaçırıyoruz.

      Son paragrafta yaptığınız çıkarımı anlamıyorum. Ritüelle yasa bambaşka şeyler. Neyse yanıtını yukarıda verdim.

      Sosyalist olmaktan başka bir kusur işlemediniz. Şaka şaka… :) Hiç kusur işlemediniz. Tartışmak dileğiyle selam.

      1. İyi akşamlar Selim Bey, cevabınızı sevgiliden gelen bir mektup gibi okudum :) Bilirsiniz, önce hızlıca bir göz gezdirirsiniz her şey yolunda mı diye, sonra dikkatlice okursunuz. Tekrar, tekrar…
        Önce elektrik mühendisliğinde, sonra da Boğaziçi’nde matematik okuyan biri olarak; bilimsellik hakkındaki sözlerinize sonuna kadar katılıyorum. Önceleri kutsanmış siyah cübbeli vaizler vardı. Şimdilerdeyse yine fazlasıyla kutsanmış beyaz önlüklü bilim adamları var. Ve bilim, bilim adamlarının inançlarından, dünya görüşlerinden soyutlanarak yorumlanamaz.
        Diğer konulara çabucak cevap vermekse, hem size hem kendime haksızlık olur. Artık pdflerinizi okumak farz oldu. Ama gerçekten uzun :)
        Okumaları bir bitireyim kendi içimde bir tartışmasını yapayım, mutlaka sizinle de takıldığım konuları tekrar tartışmak isterim.
        Platon’un mağarasındakiler gibiyiz. Birinin ışığı gördüğüne gerçekten inanmaya ihtiyacımız var.
        Esenlikler dilerim.

  3. Merhaba,

    ‘Kadınlar tarlanızdır.’ ya da ‘Kadınlar kültürünüzdür’ demek neyi değiştirir ki; sonuçta hep erkeğe ait bir şey, adı hep erkeğin ardından yazılan / anılan… Erkek olmasa tanımlanamayacak olan, hatta kutsal metinlere göre varolamayacak olan…

    ‘Birbirinizin kültürüsünüz’ demiyor ki ya da Burak Bey’in dediği gibi ‘birbirinize dokunduğunuzda’ da demiyor. Kuran’daki ses, Tevrat’taki kadar olmasa da fazlasıyla buyurgan bir erkek sesi…

    Kim bilir belki semavi kitaplar erkek egemen orta doğu halklarına inmeseydi; Tanrı’nın böyle erkek bir sesi olmayacaktı, kim bilir…

    İslam’ın kadına biçtiği rol uysalca erkeğin ardından yürüyen ismi cismi önemsiz bir şey olması değil mi?.. Şey, ama asla bir birey değil. Oysa yürümek / yaşamak / evlilik yan yana, omuz omuza, birlikte yapılan bir eylem değil midir?.. İki tarafında efendi rolüne bürünmediği…

    Bunu kabul etmek dinler için neden bu kadar zor acaba?..

    1. gerçeğinkitabı ile “kadın-erkek” konularında fikir birliği içerisinde değilim. Ama sizin anladığınız anlamda değil. Gerçeğinkitabı’nın parmağı ile işaret ettiği yer sonuna kadar haklıdır. Oraya bakmayı becermek “feminist” buyrukların kıskacındaki bireyler için çok zor.

      “Kadın-erkek eşit değildir”

      Bu cümleyi bugün nerede ederseniz edin; ortalık kadınlar lehine ayağa kalkacaktır. Pardon, benim kadın daha aşağıdadır dediğimi kim söyledi?

      Feminizm bunu yapar. Kavramları anlaşılmaz ama tartışılır hale getirir.

      Beş parmak birbirine eşit değil! Hangi parmağa hakaret ettik?

      Kuran’da “kadın-erkek” kavramını konuşacaksak önce “ben feminist değilim” diyebilmek lazım. Yoksa asla birbirimizi anlayamayacağız.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s