Felsefe ve Soyut Teoloji Ne İşimize Yarar?

Bazen açıkça dile getirilir, çoğu kez yalnızca ima edilir veya hiç dile getirilmez. Ama “dinler” tarihiyle, Kuran’la yaşamının herhangi bir döneminde, herhangi bir yoğunlukta ilgilenmiş pek çok kişinin aklına uğramış düşüncelerdir:

“Bu kadar felsefe ne işe yarar? Allah’ın zati ve sübuti sıfatları hakkında kavga etmenin ne gereği var? Allah’a vacip eylemler olup olmaması önemli mi? Namaz ve ezan Türkçe olsa ne yazar, Arapça olsa ne yazar? Büyük Patlama’dan önce ne olduğunun ne önemi var? Tanrı’nın varlığının kaç kanıtı olduğu neyi değiştirir? Kötülük problemini kimin nasıl çözdüğünden bize ne? Zihinsel özürlülerin cennete gidip gitmedikleri neden merak edilir? Etyemezlerin veya Budistlerin bize ne zararları dokunabilir? …”

İlk bakışta uygulama alanı yok gibi görünen bu konular, sandığımızdan daha somut biçimlerde bizi etkiliyor olabilir. Lisede bu bağlantının bilgisinden yoksun bırakıldığı için, özellikle sıkıcı derslerde “Hocam bunlar hayatta ne işimize yarayacak?” diye soran çocuğu sıkıntısıyla baş başa bırakmanın haksızlık olduğunu düşünmüşümdür hep. O çocuğu aç ve yoksul bırakmak gibi bir seçeneğimiz yok. Elimden gelen (en kısa) yanıtı vermeyi deniyorum.

 

Örnek 1: İniş Sırası

1) İniş sırası diye bir şey uydurursunuz.

2) Sonra Mekke-Medine ayetleri ayrımını uydurursunuz. İniş sırası, Mekke-Medine ayrımının dayanağı olur.

3) Mekke-Medine ayrımı, sözde geçerliliği kalmayan ayetlerden, yani nesih edilen ayetlerden söz etmenizin dayanağı olur. Çünkü Mekke’de ve Medine’de koşulların farklı olduğunu söylemiştiniz.

4) Neshedilen (mensuh) ayetler uydurması, farklı dinden olanlarla önceleri iyi geçinerek güçlenmek, yeterince güçlenince onlara savaş açarak ülkede egemenliği ele geçirmek gibi ikiyüzlü bir davranışa gerekçe yaparsınız.

Böylece takiye /takiyye dediğimiz davranış Kuran’a uygunmuş gibi bir izlenim oluşturur, bu yolla ikna ettiğiniz yığınları ardınıza takarsınız. Fethullah Gülen ve benzeri örgütlerin farklı dinden olanlarla iyi geçinerek sinsice egemen olmaya çalışma yöntemi bu şekilde Kuran’a uygunmuş gibi anlatılır yığınlara. Kuran’ı kendi aklıyla okumayı bilenler buna inanmazlar, zokayı yutmazlar ve Allah yoluna hizmet ettiğini sanan iyi niyetli bozguncular durumuna düşmezler. Eğer yuttuysanız önce Mekke’de (Darülharp’ta) olduğunuzu düşünür, iyi geçinir ve yavaş yavaş düşmanlarınızın kuyusunu kazarsınız. Sonra güç kullanarak düşmanınıza egemen olmaya çalışırsınız. Demokrasi trenine biner, sonra inersiniz. Bunların hepsini Kuran’ın sözde iniş sırasından kaynaklanan meşruiyete dayandırırsınız.

 

Örnek 2: İsrailiyyat

1) Kuran’ın tek başına yeterli olmadığı, Muhammed’e Kuran’ın bir mislinin daha indirildiği masalını uydurursunuz. Savınızın kaynağı doğrudan Rabbani Yahudiliktir. Rabbani Yahudiliğin olmazsa olmazı, başlangıç noktası, temel teolojik ilkesi Sina Dağı’nda Musa’ya Tevrat’ın bir mislinin daha indirildiği savıdır; “Sözlü Tevrat” denir. Muhammed’e attığınız iftira, Musa’ya attıkları iftiranın karbon kopyasıdır. Hatta belki siz de din değiştirmiş numarası yapan bir Rabbani Yahudisinizdir, kim bilir?

2) Bu ilkeyi kabul ettirdiğinizde dilediğiniz sözü uydurup Muhammed’e yakıştırmanızın önü açılır. Kuran’ın kesin ve net sınırlarından kurtulursunuz. Artık yaratıcılığınızdan ve şeytanınızın bolluğundan başka sizi sınırlayan bir şey yoktur. “Bunu gerçekten söyledi mi, söylemedi mi?” tartışmalarının gürültüsü, sağduyunun “Bilmemiz gereken başka bir şey olsaydı onu da yazardı” sesini bastıracaktır. Siz yeter ki tartışmanın fitilini ateşleyin.

Kuran’dan hangi yasayı kaldırmak istiyorsanız, artık Muhammed’e onu söyletirsiniz. Tahtı ele geçirmeye çalışıyor, sizin kral olmanız gerektiğine halkı ikna etmek mi istiyorsunuz? Veya sırtınızı rant ekonomisine dayadınız, rantı helal mi yapmak istiyorsunuz? Salat sözcüğünün Kuran öğrenmek ve uygulamak anlamına gelmediğini mi öne sürüyorsunuz? Konuşturun Muhammed’i, doldurun ciltleri… Hatta belki din değiştirmiş numarası yapan bir Yahudisiniz ve kendi dininiz olan oğlan sünnetini, kadınların aşağılanmasını, inanç ve eylem (akide ve amel) ayrımını, Darülharp hukukunu, hülleyi, ruhban sınıfını, kutsal dil kavramını, müzikli okumayı, ölülerden yardım istemeyi, diğerlerinden daha kutsal “torpilli” günleri, uydurma yiyecek haramlarını, helal sertifikasını, neshi, muskayı, ebcedi, başörtüsünü, Adem’le Havva masalını ve daha pek çok şeyi Müslüman yaşamına sokmak istiyorsunuz. Başardınız. Sizin bir sahtekar olduğunuzu anlayamadılar çünkü zaten sahtekarlığınızın ölçüsü olacak salat kavramının anlamını uydurduğunuz hadislerle değiştirmiş, dileyen herkesin taklit edebileceği bir törene indirgemiştiniz!

 

Örnek 3: İçlemsel Tanrı

1) Tanrı’nın evrene “ilk hareketi” verdiğini, ondan sonra yeryüzünde olup biteni gökten seyrettiğini uydurursunuz.

2) Böylece mucizelerden, yani Tanrı’nın gökten elini uzatıp yerin işleyişine “müdahale” ettiğinden söz edebilirsiniz.

Bu size bir sürü kapıyı açar. Sözgelimi Tanrı kendi koyduğu doğa yasalarını sizin için çiğniyorsa, yani “keramet” gösterebiliyorsanız ayrıcalıklı bir kul olduğunuza aklını kullanmayan yığınları inandırır, kendinize kul edersiniz. Sözgelimi teleskopla uzağa, mikroskopla yakına bakar, evrimsel mekanizmalarda Tanrı’nın elini göremediğinizi, dinle bilimin çatıştığını söyler ve aklını kullanmayan yığınları tanrıtanımaz (ateist) yaparsınız. Sözgelimi daha önce uydurmuş olduğunuz (bkz. örnek 2) “insanların bilgiyle güçlenip yazgılarını kendi ellerine aldıkları için Tanrı’nın öfkelendiği ve onları cezalandırdığı” efsanenize aklını kullanmayan yığınları inandırabilir, onları Tanrı’dan soğutabilirsiniz. Sözgelimi Kuran’daki dua kavramına Tanrı’yı sözlü olarak çağırma ve ona iş yaptırma anlamı yükler, “Tanrı’yı çağırma teknikleri” adlı kitap yazar, ders verir, muska yazar, para ve güç kazanırsınız. Çünkü sizin uydurduğunuz mitolojiye göre Tanrı duaları kabul edeceği zaman gökten elini uzatmakta ve doğa yasalarını çiğnemektedir. Sözgelimi Tanrı’nın istediklerini yapmalarına rağmen başlarının beladan kurtulmadığına inanan halkı ülkeyi beladan ancak “Müslüman” bir hükümetin kurtaracağına inandırır, para ve güç kazanırsınız. Sözgelimi doğa yasalarına uygun ilerleyen olaylar ve Tanrı’nın özel olarak yaptığı olaylar biçiminde bir ayrım yaratır, böylece yaşamı da din ve dindışı olarak ikiye ayırırsınız. Bu, Elçilerin yasasının uygulanmasını talep edenleri “din kişiyle Tanrı arasındadır” diyerek savuşturma gücü verir; böylece sizin istediğiniz “dindışı” yasa ülkeye egemen olur. Sözgelimi zihinlere yerleştirdiğiniz bu yanlış mitoloji birden fazla kültüre sindiyse, bu kültürler arasında “Dinler Arası Diyalog” başlatır, dinlerini tapınak dışına taşırmadıkları sürece barış içinde bir arada yaşayabileceklerine onları inandırırsınız. Çünkü artık Tanrı, hiçbirinin zihninde iyilikle ve kötülükle ilgili bir kavram değildir; hepsi de ahlaksızca yaşamak ve toplumsal yaşama Tanrı’yı karıştırmamak konusunda uzlaşmışlardır.

***

Ne denli küçük olursa olsun, gerçekdışı bir şey söylediğimizde bunun bir sonucu olur (8:24, 21:47, 31:16, 58:7[*]). Gündelik yaşamımızı etkilemediğini sandığımız, teoloji, felsefe, kelam gibi “ağır” başlıklar altında yazılıp çizilenlerin bir sonucu vardır. Bize çok uzak, fazlasıyla kuramsal, bütünüyle soyut sandığımız konu başlıkları bugün içinde bulunduğumuz somut koşulları, mutluluğumuzu, yoksunluğumuzu, kahrımızı doğrudan hazırlıyor olabilir. Bunlara birkaç örnek vermek istedim.

Evrende hiçbir oluş, nedenlerden ve sonuçlardan bağımsız değildir. Milyar ışık yılı uzaktaki gök cisimleri, yirmi yaş dişleri ve domuzlar boşuna yaratılmamıştır. Burada bir kelebeğin kanat çırpması orada fırtınaya neden olabilir. Önemsiz görünen soyut felsefi tartışmalar insanları iyi veya kötü davranmaya yöneltebilir. Bize ulaşan bazı bilgilere duyarsız kalmanın bir maliyeti olabilir.

Teker teker belgelendirilmesi yüzlerce sayfa sürecek olan çıkarımları olabildiğince kısa yazmaya çalıştım. Belgelerin bir bölümünü önceki yazılarımda bulabilirsiniz. Bir bölümü araştırma aşamasında, bir bölümü yazım aşamasında. Bir bölümü ise “arife tarif gerekmez” misali zaten göz önünde olan doğal çıkarımlar. Örnekleri çoğaltabiliriz. Önerilerinizi paylaşırsanız sevinirim.

 

[*] 8:24 Ey inanca çağırılanlar! Size yaşam verecek şeylere çağırdığında, Allah’ın ve elçinin çağrısına karşılık verin. Ve kesinlikle iyi bilin ki Allah, kişi ile yüreğinin arasına girer. Çünkü kuşkusuz onun karşısında toplanacaksınız.

21:47 Yeniden Yaratılış Günü’nde adalet tartıları koyarız. Artık kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal çekirdeği boyutunda bile olsa onu getiririz. Çünkü Hesap Gören olarak biz yeterliyiz.

31:16 “Ey oğul! Kuşkusuz, bir hardal çekirdeği ağırlığında da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde veya yeryüzünde de olsa, Allah onu getirir. Kuşkusuz, Allah En İnce Ayrıntılarla Gerçekleştirendir; Haberlidir!”

58:7 Aslında göklerde olan her şeyi ve yeryüzünde olan her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Gizlice konuşan üç kişinin dördüncüsü, ondan başkası değildir. Ve beş kişinin altıncısı ondan başkası değildir. Bundan daha az veya daha çok olsunlar, nerede olurlarsa olsunlar; o kesinlikle onlarla birliktedir. Sonra, yaptıklarını Yeniden Yaratılış Günü’nde onlara bildirecektir. Kuşkusuz, Allah her şeyi Bilendir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s